Parmak uçlarım teninde gezindiğinde çıkardığın o hafif iniltiyi çoktan ezberledim; geceyi sürpriz bir telefonla böldüğümde yatak odamın kapısı ardına kadar açılıyor, Marmaray’ın ritmi dışarıda kalırken ben içeride tüm ritmi kendi hızıma göre kuruyorum. Viaport’un ışıklarını geride bırakıp Kaynarca yönüne saptığımız anlarda bile sesimi kısmıyorum, çünkü her fısıltı bir sonraki dokunuşun habercisi oluyor.
Kurtköy’den Sabiha Gökçen’e doğru uzanan yol üzerinde son dakika planları kurmayı seviyorum; kısa sürede buluşup, elden ödeme ile hızla vedalaşmak yerine gecenin keyfini uzatıyoruz. Yat Limanı’na bakan bir pencere kenarında sabahın ilk ışıklarına kadar yanımda kalabilirsin, istersen Marmaray’ın ilk seferiyle ayrılırsın.
